Anne baba düşmanlığı odipal dönemde oluyor

31 Mayıs 2013 Cuma yazildi.

Tehlikeli dönem

Bir çocuğun ilk aşkı kuşkusuz anne ya da babasıdır. Gelişimsel açıdan bakıldığı zaman, her çocuk için annesi tanrıça, babası tanrıdır.

Bir çocuğun anne ya da babaya gösterdiği ilgiyi aşk sanması ve hemcinsi olan ebeveyne tepki göstermesi kaçınılmazdır. Central Hospital’dan Uzman Psikolog Aycan Bulut, oidipal dönemde aileleri uyarıyor: “Oidipal dönemde anneye karşı yoğun bir kızgınlık duyan kız çocuğunun bu düşmanlık duyguları geçmezse, anne kız ilişkisi ergenlik döneminde çok kolay zedelenebilir.”
KİŞİLİK TEMELLERİNİN ATILDIĞI İLK YILLARA DİKKAT

İnsan hayatında, kişilik temellerinin atıldığı 3-6 yaş arası oidipal dönem olarak adlandırılır. Kişinin tüm hayatı süresince kavgacı veya anlayışlı, mutlu veya mutsuz, atılgan veya pısırık, başarılı veya zavallı, ilkel veya olgun olacağını bu dönemde şekillenir.

"BİZ SENİNLE YANAKTAN ÖPÜŞMELİYİZ"
Yaşanan duygular çocuğun kişilik yapısına, gelişimine, anne ve baba ile olan ilişkisine göre farklılık gösterir. Bu dönemde kız çocuklarının davranışlarında değişimler gözlemlenir. Anneden uzaklaşan çocuk, babaya kur yaparak yakınlaşır. Çocuk, annesine çok çirkin olduğunu ve onu sevmediğini söyleyebilir. Annesine karşı acımasız ve kırıcı eleştirilerde bulunabilir. Bu dönemde kız çocukları babalarını dudaktan öpmek isterler. Bu durumda babanın “Anne ve babalar dudaktan öpüşür, biz seninle yanaktan öpüşmeliyiz.” gibi açıklamalar yapması doğrudur. 3- 6 yaş arasındaki kız çocuğu, kendi bedeni ile annesinin bedenini ve hatta babasının bedenini karşılaştırır. Annesine karşı yoğun bir kızgınlık duymaya başlayan kız çocuğunun bu düşmanlık duyguları geçmezse, anne kız ilişkisi ergenlik döneminde çok kolay zedelenebilir. 
ÇOCUKLAR ANNE İLE BABA ARASINA GİRMEYE ÇALIŞIR

Erkek çocuğu, bu dönemde annesini bir sevgi objesi olarak benimser ve ona sevgili gibi davranmaya başlar. Çocuk annesini babasından kıskanır. Ancak diğer taraftan, en büyük rakibi olan babasının bu tarz kötü duyguları nedeniyle onu cezalandıracağından korkar. Bu korku, annesine duyduğu ilgiden baskın geldiği zaman, babasına olan sevgisi artmaya başlar ve erkek çocuk baba modeli ile özdeşleşir. 
ERKEK ÇOCUK BABASINI, KIZ ÇOCUK ANNESİNİ TEHDİT OLARAK GÖRÜR

Bu dönemde erkek çocukları, babalarını bir tehdit ve rakip olarak görmeye başlayabilir ve bu yüzden anneye aşırı düşkünlük gösterebilir. Erkek çocuklar baba eve geldiğinde pek fazla yüz vermeyebilir, hatta bazı erkek çocukları babalarına "Neden geldin?" gibi tepkiler de gösterebilir. Çocuk babayla zıtlaşır, babanın söylediği hiçbir şeyi yapmaz ve aynı kızlarda olduğu gibi, o da baba ve anne arasına girmeye çalışır. 
HOŞGÖRÜYLE BU DÖNEM ATLATILABİLİR

Anne ve babanın hoşgörüsü ile bu dönemi sağlıklı bir biçimde atlatabilmek için çocuğa sevgi ve ilgi göstermek gerekir. Kıskançlık, çok benimsediğimiz birinin, ilgi ve sevgisinin sadece kendimizde odaklanmasını istediğimizde ortaya çıkan bir duygudur. İnsanlar, hiçbir aktivitenin ya da hiç kimsenin sevdiği ve ilgisini beklediği kişi ile arasına girmesini istemez. O kişi sadece kendine odaklanmalı ve tüm zamanını ona ayırmalıdır. Anne ve babanın beraber yattığını ve kendisinin ise tek başına yattığını fark eden çocuk, bu durumu adaletsiz olarak değerlendirebilir, ev içinde anne babanın yan yana oturmalarına hatta birbirleri ile sohbet etmelerine bile aşırı tepki gösterebilirler. 

ANNE VE BABA BİRBİRLERİNE DAHA ÇOK İLGİ GÖSTERMELİ

Kıskançlık, aile yaşamını tehdit etmediği sürece normal olarak değerlendirilmeli. Bazı anne babalar, çocukları kıskanmasın diye birbirlerine karşı uzak bir tutum sergiler, çocukların yanında el ele tutuşmaz, birbirlerini öpmez ya da sevgi sözleri söylemez. Bu doğru bir davranış değildir. Anne ve babalar çocuklarının yanında birbirlerine sevgi gösterilmeli, birbirlerini övmekten çekinmemelidir. Küçük çocuklar ağladığı ya da hırçınlaştığı zaman, "Ben anneni ya da babanı çok seviyorum. O benim eşim. Sen de benim kızımsın ya da oğlumsun. Seni de çok seviyorum." gibi açıklamalar yapmak gerekir. 
"BEN DE TIRAŞ OLACAĞIM" DİYORSA TEHLİKE GEÇMİŞ DEMEKTİR

Örneğin erkek çocuk anneleri eşini bol bol övmeli, onu çok sevdiğini söylemeli. Baba da oğlundan uzaklaşmak yerine onunla daha çok zaman geçirmeye özen göstermeli. Erkek çocuklar bir süre sonra babaları ile özdeşleşecek ve artık babaları gibi olmaya çalışarak, babayı kendisine model alarak bu dönemi bitirecektir. Babası gibi bacak bacak üstüne atmaya çalışıyor ya da baba tıraş olurken banyoda yanında durup izliyor ve “ben de tıraş olacağım” diyorsa, artık erkek çocuklar babalarını örnek almaya başlamış ve babası ile çekişmesi bitiyor demektir. Kız çocukları kendilerini de rahatsız eden ve sıkıntıya sokan bu psikolojik dönemden anneleriyle özdeşleşerek çıkar. Kız çocukları babasının annesini çok sevdiğini gözlemlediklerinde, babasının sevgisini kazanmak için annesi gibi olmaya çalışır.
 
AİLE BİREYLERİ ROLLERİNİ İYİ BENİMSEMELİ

Çocukların öğrenmeleri gereken şey, aile içindeki herkesin farklı bir yerinin olduğu ve herkesin bu farklı yerinden dolayı farklı sevgi ve ilgi alacağıdır. Cinsel kimliğin geliştiği ve çocuğun kendi cinsinden olan ebeveynini kıskanıp daha sonrasında onu örnek aldığı dönemi her çocuk farklı atlatabilir. Anne ve babayı model olarak almaya başladığı zaman bu dönem sona erecektir. Bunu bilerek çocuğa tutarlı ilgi, hoşgörü ve sevgi göstermek yapılacak en doğru davranıştır.

Güneş alerjisi romatizmadan olabilir

yazildi.

Güneş alerjisi romatizmadan olabilir

Romatoloji Uzmanı Dr. Tolga Yücetürk, güneş alerjisi- romatizma ilişkisine dikkat çekti.

Güneş alerjisinin ciddi romatizmal hastalıkların habercisi olabileceğini belirten Uzm. Dr. Yücetürk, "Hastanın güneş ışınlarına maruz kalması, kandaki lenfosit denen hücrelerin yapısında değişikliklere neden olarak hastalığın alevlenmesine yol açabilir" dedi.

BRONZ TEN HAYALİ KURARKEN DİKKAT


Havaların iyice ısınmaya başlamasıyla tatil programları yapılıp deniz, kum güneş, bronz ten hayalleri kurulurken, Romatoloji Uzmanı Dr. Tolga Yücetürk, ortaya çıkabilecek güneş alerjisinin ciddi romatizmal hastalıkların habercisi olabileceğini dile getirdi, romatizmal hastalığı olanlara ’güneşten korunun’ uyarısı yaptı. Uzm. Dr. Yücetürk, özellikle güneş ışınlarına yoğun olarak maruz kalınan yaz aylarında ciltte kızarma, kabarma, kaşıntı gibi şikayetlerin basit bir güneş alerjisi olarak algılanıp atlanmaması gerektiğini söyledi. "Güneş alerjisinin nedeni çok zaman tam olarak saptanmasa da romatizmal hastalıkların önemli bir bulgusu olabileceği unutulmamalı" diyen Uzm. Dr. Yücetürk, "Güneş alerjim romatizmadan mı?" şüphesinin erken tanı için önemli olduğunu kaydetti, şöyle konuştu:

BURUN ÇEVRESİNDEKİ KABARIKLIK BELİRTİ OLABİLİR


"Özellikle böbrek yetmezliği başta olmak üzere tüm organlarda bozukluklara neden olabilen 'Sistemik Lupus Eritematozus’da (SLE), burun çevresinde görülen kelebek şekilli ciltten kabarık kızarıklık, bu tehlikeli hastalığın ilk bulgularından biridir. Kasların iltihabi süreçle zedelenmesine neden olabilen ’dermatomiyozit’ adlı hastalıkta da yine yüzde güneşle artan kızarıklıklar dışında, göz kapağı çevresinde olan kızarık-morumsu döküntü erken tanıda yol gösterici olabilir. Dolayısıyla güneş alerjisi özellikle SLE ve Dermatomiyotiz gibi bazı romatizmal hastalıkların temel bulgularından biridir, çok zaman gözden kaçabilir. O yüzden eşlik eden bir takım eklem bulguları olduğunda, sistemik, böbrekle, tansiyonla ilgili ek sorunları olduğunda mutlaka güneş alerjisinin de değerlendirilip bu tür hastalıklar açısından araştırılmasında yarar var."


ROMATİZMA HASTALARINA UYARI


Pek çok hastalığın ve ilacın güneş alerjisine neden olduğunu da vurgulayan Uzm. Dr. Tolga Yücetürk, romatizma tanısı almış ve tedavisini gören hastalara da güneşle ilgili uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Yücetürk, "Romatizmal hastalıklarda kullanılan bazı ilaçlar güneş alerjisine neden olabileceği gibi, daha da önemlisi SLE başta olmak üzere romatizmal hastalığı olanların güneş ışınlarına maruz kalması, kandaki lenfosit denen hücrelerin yapısında değişikliklere neden olarak hastalığın alevlenmesine yol açabileceğini bilmek, güneşten kaçınmak ve güneş ışınlarından korunmak için gereken önlemleri almak önemlidir" dedi.

Yazın iki kere düşünün

yazildi.

Yazın iki kere düşünün

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Hastaneleri Baş Diyetisyeni Sunay Kütük, yaz döneminde değişen beslenme alışkanlıklarına dikkati çekerek, "Sadece karpuz ile öğün geçiştirmek yanlıştır, fazla meyve yemek kilo artışına neden olmaktadır.

Karbonhidrat ve şeker açısından zengin olan meyveler hareketsiz kalınması sonrasında vücutta yağa dönüşmektedir" dedi. Kütük, yaz döneminde insanların diğer mevsimlere göre daha fazla kilo aldığını söyledi. Günlerin uzun olması nedeniyle yazın daha çok yemek yenildiğini belirten Kütük, özellikle geç saatlere kadar süren akşam yemeği sırasında alkol alınması, yağlı ve ağır yemekler yenmesinin vücut dengesini bozduğunu ifade etti.

YAZ AYLARINDA KIZARTMA VE KAVURMAYI UNUTUN

Kızartma ve kavurma gibi gıdaların bu dönemlerde mecbur kalınmadığı sürece tercih edilmemesi gerektiğini vurgulayan Kütük, "Katı yağlar kalp krizi riskini artırıyor. sağlıklı beslenme için yazın haşlama, ızgara, buğulama veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir. Bununla birlikte taze sebze ve salata türü besinler tüketilmelidir" diye konuştu.

İnsanlar arasında kışın sıklıkla tüketilen kuru baklagillerin yazın yenilmemesi gerektiği yönünde yanlış bir inanış olduğuna dikkati çeken Kütük, kolesterol, şeker ve kan basıncı üzerine olumlu etkileri, kabızlığı önlemesi ve tok tutma özelliği bulunan lifli (posalı) besinlerin de haftada en az 2-3 kere tüketilmesinin yararlı olacağını vurguladı.

Kütük, kepekli tahılların, esmer ekmek, bulgur, kepekli makarna, pirinç, erişte ve sebze yemeklerinin de yazın tüketilmesi gereken gıdalar olduğunu kaydetti.
AŞIRI MEYVE TÜKETİMİ KİLO ALDIRIYOR

Yaz mevsiminde vücudun su ihtiyacını karşılaması ve şeker dengesini düzenlemesi için meyveyi tavsiye ettiklerini ancak aşırı tüketimin kiloya neden olduğunu ifade eden Kütük, şöyle devam etti:
"Yazın öğünlerin sadece meyve ile geçiştirilmesi oldukça yanlıştır. Meyvenin ana yemek yerine, yemekten sonra yenmesi gerekir. Mesela sadece karpuz ile öğün geçiştirmek yanlıştır, fazla meyve yemek kilo artışına neden olmaktadır. Karbonhidrat ve şeker açısından zengin olan meyveler hareketsiz kalınması sonrasında vücutta yağa dönüşmektedir. Bu da aşırı kiloları beraberinde getiriyor. Aynı şekilde yazın geç saatlerde yemek yenmesi de kilo alınmasını etkiliyor. Yatmadan en az iki saat önce kalorisi düşük gıdalar tüketilmeli. Yemek sonrasında çay içilecekse beraberinde herhangi bir gıda tüketilmemelidir."

"SIVI İHTİYACINI SUYLA GİDERİN"

Hava sıcaklığının artmasıyla bol sıvı alınmasına da dikkat edilmesi gerektiğini belirten Kütük, sıvı alınan kaynakların önemli olduğunu ifade etti. Sıcaklarda terlemeyle sıvı ihtiyacının arttığına dikkati çeken Kütük, "Sıvı aldığımız ana kaynak çözücü, saf, doğal ve katkısız su olmalıdır. Günlük 2,5 litre su tüketilmesi gerekiyor. Bunun yanında ayran, kefir, taze sıkılmış meyve suları gibi sağlıklı tercihler yapmamız gerekir. Yaz aylarında artan meyve ve sebze seçenekleri de sıvı ihtiyacını sağlamaya yardımcı olur" diye konuştu.

SÜTLÜ VE MEYVELİ TATLILAR ÖNERİLİYOR

Kütük, enerjisinin yüksek olması sebebiyle kızartılmış şerbetli tatlılardan uzak durulması uyarısında bulunarak, sütlü tatlılarla hem kan şekerinin daha rahat kontrol altında tutulmasının sağlanacağını hem de yüksek enerji alınmasının önüne geçileceğini belirtti.

Yazın mümkün olduğu kadar tatlı tüketimini en aza indirmek gerektiğini ifade eden Kütük, "Yenildiği taktirde tüketim sıklığına ve miktarına dikkat etmek, lokma ve tulumba gibi ağır tatlılar yerine sütlü ve meyveli tatlıları tercih etmek daha sağlıklı olacaktır" dedi.

Yazın formunu korumak isteyenlerin spora başladıklarını hatırlatan Kütük, aç karnına spor yapılmaması, spordan bir saat kadar önce bir öğün alınması ve bol su tüketilmesi tavsiyesinde bulundu.

'Akp hükümeti çıldırmış olmalı'

yazildi.

'Akp hükümeti çıldırmış olmalı'gezi Parkı'ndaki ağaçların yıkılmasını önlemek için günlerdir eylemciler park içinde yatıp kalkarken, polis eylemcilere biber gazı, tazyikli su ve fiziki müdahelede bulunuyor.
İstanbul Tabip Odası Gezi Parkı'nda yaşanan olaylar için yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada sert eleştirilerde bulunulurken, şu sözlere yer verildi:

"AKP HÜKÜMETİ ÇILDIRMIŞ OLMALI"


İstanbul Valisi'nin ve İstanbul Emniyet Müdürü'nün görevi Taksim Meydanı'na AVM (Alışveriş Merkezi) yapacak müteahhitlerin rantını korumak değil, Gezi Parkı’nı yıktırmamak için seslerini duyurmaya çalışan duyarlı İstanbul halkının can ve mal güvenliğini sağlamaktır.


Gezi Parkı’nı, ağaçlarını korumaya çalışanlarla birlikte İstanbul Tabip Odası’nın ilkyardım çadırına 31 Mayıs 2013 günü sabahın 05.00'inde gaz bombaları ve tazyikli sularla saldırmanın akılla, izanla, vicdanla bir izahını bulamıyoruz. Bu durum, AKP hükümetinin siyasi tutumu olarak görülecekse "siyasetiniz batsın!" demekten kendimizi alamıyoruz.
KAFA TRAVMASI, KOL KIRIĞI, BACAK KIRIĞI

Görevini kötüye kullanan, Gezi Parkı’nın yıkılmasını, ağaçların sökülmesini sağlamak, müteahhit firmanın çıkarlarını kollamak uğruna insanların üzerine gaz bombaları ve tazyikli sularla polisi saldırtan, "bir kafa travması, bir kol kırığı ve bir bacak kırığı ile yaklaşık yüz kişinin çeşitli yerlerinden sıyrık ve ekimozlar ile gaza bağlı zehirlenme" yaşamasına neden olan yöneticileri istifaya davet ediyoruz. Sergilenen vahşeti siyasi bir tutum olarak sürdüreceklerse hangi partinin görevlisi olduklarını açıklamalarını da bekliyoruz.

"BİLİRKİŞİ RAPORLARI DİKKATE ALINMIYOR"


Aralarında onlarca hekimin de bulunduğu; Gezi Parkı’nı savunan binlerce İstanbullu, bu ülkedeki rantçı, müteahhit-tüccar zihniyetine karşı, sağlıklı bir çevrede yaşamı, doğayı, paylaşmayı ve dayanışmayı örmek üzere Gezi Parkı’nda seslerini duyurmak için oturmaktaydı. Açılmış davalar daha sonuçlanmamışken, Gezi Parkı’nın betonlaştırılmasını uygun görmeyen bilirkişi raporları dosyalarda mevcutken, "biz karar verdik yıkacağız" diyen, tartışmayan, konuşturmayan, biat edilmesini bekleyen, konuşmak yerine gaz bombası atmayı yöntem olarak benimsemiş bir iktidarla karşı karşıyayız.

"TOTALİTER HÜKÜMET KİMYASAL SİLAH KULLANIYOR"


Kendi argümanını dahi savunamayan bu totaliter hükümeti, kimyasal silah olarak kabul edilen ve kronik rahatsızlığı olanların yoğun maruziyet durumunda ölümüne yol açabilecek "biber gazı" konusunda bir kez daha uyarmak istiyoruz. İçeriği itibariyle ölümcül sonuçlar doğurabilecek olan "biber gazı bombalarının" ayrıca özen gösterilmeden, hedef alınarak kişilerin üzerine ateşlenmesinin insanlara doğrudan mermi ile ateş edilmesinden bir farkı bulunmuyor. Her an bu gaz fişekleriyle yaralanan bir yurttaşımızın ölüm haberini alma endişeliyle yaşıyoruz.  Ülkeyi yönetenleri bu sorumsuz tutumlarından bir an önce vazgeçmeye çağırıyoruz.

Başta hekimler olmak üzere herkesi Gezi Parkı’nda simgeleşen bu doğa, çevre, insanlık ve var olma mücadelesinde taraf olmaya, bugünden itibaren meslek odaları, sendikalar ve "Taksim Dayanışması" platformunun çağrılarına katılmaya, destek olmaya davet ediyoruz.

PSİKİYATRİSTLER DE İSYAN ETTİ
İstanbul Tabip Odası'nın ardından Türk Psikiyatri Derneği de yaşananlara tepki gösterdi. Psikiyatristler yaptıkları yazılı açıklamada şu sözlere yer verdi:

Kentlerin yaşanan, canlı, sevilir yerler olması meydanları, parkları, doğal güzellikleri ile mümkündür. Kent merkezlerindeki parklar o kentin akciğerleridir: Kent yaşamının yorgunluğunun atıldığı, sıkıntısının dindirildiği,  telaşının giderildiği, her yaşta insanın huzur bulduğu alanlardır. Bir devletin temel sorumluluklarından biri halkına huzurlu yaşam alanları sağlamasıdır. Çağdaş ülkelerde her büyük kentte, kent merkezinde, insanların doğayla buluştuğu, kent yaşamının sıkıntılarından uzaklaştığı büyük park ve yaşam alanları vardır. İstanbul, Onun simgesi Taksim,  neo-liberal politikaların yarattığı  yeni kent anlayışına, AVM ve rezidans ormanları ile boğma girişimine kurban edilmek istenmektedir. Bir hekimin, bir psikiyatrın buna, toplumun ruh sağlığını bozan bu girişime sessiz kalması beklenemez.

Taksim Gezi Parkında yapılanları protesto için toplumun birçok kesiminden, farklı görüşlerde birçok yurttaş bir araya gelmiş ve barışçıl gösterilerle buranın AVM’ne ve ‘rezidans’a çevrilmesine itiraz etmişlerdir.


Demokrasilerde toplumun büyük kısmını ilgilendiren, simgesel önemi olan değişikliklerle ilgili kararlar çok çeşitli kesimlerin, meslek örgütlerinin, politik akımların tartışması ve beraber ve karşılıklı akıl yürütmesi ile olur. Bu açıdan bakıldığında bu ve benzeri barışçıl tepkilerin son derece önemli ve toplumsal uzlaşma için gerekli olduğu söylenebilir.


Taksim Gezi Parkı ile ilgili olayları ve güvenlik güçlerinin burada yapılanlara müdahalelerini endişe, üzüntü ve öfke ile karşılamaktayız. Barışçıl itiraz hakkını kullanan vatandaşların fiziksel şiddete maruz bırakılması, biber gazı ve tazyikli su ile yaralanması kabul edilemez. Çevrede kim olduğuna aldırmadan, çocukların olduğu gruplara, insanların kafalarına gaz bombası atılması her açıdan aşırı, insanlık dışı bir tepkidir. Vatandaşa düşmana saldırırken uygulanamayacak yöntemlerle, ambülans girişleri engellenerek saldırılması ve bunun bir AVM tartışması ile yapılması son derece vahimdir.

Türkiye Psikiyatri Derneği olarak İstanbul Tabip Odası’nın çağrısını tekrarlıyoruz:


Başta hekimler olmak üzere herkesi Gezi Parkı'nda simgeleşen bu doğa, çevre, insanlık ve var olma mücadelesinde taraf olmaya, bugünden itibaren meslek odaları, sendikalar ve "Taksim Dayanışması" platformunun çağrılarına katılmaya, destek olmaya davet ediyoruz.

Erkekler de sevdi

yazildi.

Erkekler de sevdi

Türkiye 1960'ta tanıştığı estetik cerrahi operasyonlara son yıllarda erkekler daha fazla ilgi göstermeye başladı. Türkiye, 2011 yılında 270 bin ameliyatla dünyada 19'uncu sırada yer aldı.

Türkiye'de, 1960 yılından bu yana gerçekleştirilen estetik operasyonların sayısı, erkeklerin de yoğun olarak ilgi göstermesiyle her geçen yıl artıyor. Estetik ameliyat geçirenlerin yüzde 79'unu kadınlar, yüzde 21'ini ise erkekler oluşturuyor.

Bazı kaynaklardan derlediği bilgilere göre, Türkiye'de vatandaşlar, 53 yıllık geçmişi bulunan estetik ameliyatlara son yıllarda daha fazla ilgi gösteriyor. Türkiye, Uluslararası Estetik Plastik Cerrahlar Derneğinin 2011 yılı araştırmasında, yaklaşık 270 bin operasyonla dünyada 19'uncu sırada yer aldı. Estetik yaptıranların dünya ortalaması yüzde 88 kadın, yüzde 12 erkek, Türkiye ortalaması ise 79 kadın, yüzde 21 erkek olarak hesaplandı. Türk insanı en çok burun estetiğine ilgi gösteriyor. Son yıllarda bu alana ilgi duyan erkekler de kellik ve kilo sorunlarını aşmak için hekimlere müracaat ediyor.
"VÜCUTLARININ DAHA FİT GÖRÜNMESİNİ İSTİYORLAR"

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emrah Arslan, estetiğin bilinen haliyle "daha düzgün" ve "daha uyumlu" bir görüntü kazanmak anlamına geldiğini ancak felsefi anlamda çok farklı içerikleri barındırdığını söyledi.

Estetik cerrahinin herkes tarafından tercih edilebilen bir ameliyat olduğunu belirten Arslan, insanların güzel ve iyi görünmek istediği için çeşitli araçlara başvurduğunu dile getirdi.

Bazı kişilerin fazla kilolarından kurtulmak, kimilerinin ise vücutlarının herhangi bir yerindeki deformasyonu ortadan kaldırmak istediğini anlatan Arslan, "Kadınlar, anne olduktan sonra, genç kızlık dönemlerindeki vücutlarına tekrar sahip olmak istiyor. Erkekler ise saçları dökülmüşse bunları geri kazanmak, kilo almışlarsa vücutlarının daha fit görünmesini istiyorlar" dedi.

"TÜRK HALKI ESTETİĞİ SEVDİ"

Arslan, genel olarak kadınların, erkeklere göre estetik konusuna daha yatkın olduğunu gördüklerine işaret etti.
Kadın veya erkek olsun herkesin daha güzel görünmek istediğini vurgulayan Arslan, "Son yıllarda erkeklerin de bu ameliyatlarla azımsanmayacak ölçüde ilgilendiğini söyleyebiliriz. Türkiye'de özellikle son dönemde estetik konusunda istek artışı yaşanıyor. 1960'lı yıllarda sadece sahne sanatçıları, film yıldızları ya da göz önünde bulunan insanlar estetik yaptırırken şu anda böyle özellikleri olmayan, sade vatandaş dediğimiz kişiler de estetik yaptırıyor. Sonuç itibarıyla Türk halkı, estetiği sevdi" ifadesini kullandı.
"MERDİVEN ALTI" ESTETİK OPERASYONLAR


Estetik konusunda da merdiven altı diye tabir edilen operasyonlar gerçekleştirildiği bilgisini veren Arslan, bu işin, ehil ya da plastik cerrahi uzmanı olmayan kişilerce yapılmaması gerektiğini anlattı.

Hiçbir tıbbi yeteneği bulunmayan ve sanki bir makyaj yapıyormuş edasıyla estetik müdahalesine girişenlerin, kötü sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulunan Arslan, şunları kaydetti:

"Genç yaş grubu, daha düzgün görünebilmek için estetiği tercih ediyor. Araştırmalar bunu gösteriyor. Daha güzel görünen insanlar daha kolay iş bulabiliyor, daha çabuk kariyer ilerlemesi yapabiliyor. Hem kadın hem erkekler için daha güzel, daha düzgün göründüğünü hisseden kişiler, eş seçiminde de buna göre hareket ediyor. Eş bulmak için daha iyi görünmek istiyorsunuz. Çünkü bizim sosyal ve iş olarak iki hayatımız var. Daha iyi bir eş bulabilmek için estetik müdaheleler tercih edilebiliyor. Estetik, vücudun her yerine uygulanabilir. Saç telinizden ayak tırnağınıza kadar vücudunuzun görünen ya da görünmeyen tüm bölgeleri olabilir. Sadece yüzümüzde uygulanan cerrahi müdahaleler yok. Elbiselerimizin altında kalan yerler için de operasyonlar söz konusu."

Burun kaşıntısı alerji olabilir

30 Mayıs 2013 Perşembe yazildi.

Burnunuz kaşınıyorsa dikkat

Burnunuz kaşınıyor, renksiz sulu akıntı oluyor, sık sık hapşırıyor, burnunuz tıkanıyor, koku alamıyor, ciltte döküntü gelişiyor, kaşındırıyor ya da başınız ağrıyorsa mevsim geçişlerinde kendini gösteren polen alerjisinin esiri olabilirsiniz.

Bahar ve erken yaz dönemlerinde görülen alerjiler içinde, ağaç polenleri daha çok mayıs-haziran ayında, çimen polenleri temmuz-ağustos ve yabani ot polenleri ise eylül-ekim aylarında insan hayatını olumsuz etkiliyor.

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Cem Özbek, alerjinin hastanın yaşam kalitesini düşüren, iş ve sosyal yaşamda kısıtlamalar getiren bir hastalık olduğunu söyledi.
"ALERJİ, SİSTEME YANLIŞ KAYIT DEMEKTİR"

Bağışıklık sisteminin aslında zararlı olmayan polen veya ev tozu akarı gibi maddeleri zararlı algılayıp bunlara karşı aşırı immün yanıt oluşturması sonucu meydana geldiğini ifade eden Özbek, "Bağışıklık sistemi hafızasına yanlışlıkla 'zararlı' olarak kaydedilen bu alerjenle tekrar karşılaşıldığında histamin adı verilen bir salgı üretilerek vücut savunması harekete geçirilir" diye konuştu.

Özbek, alerjen maddeye karşı fazla miktarda üretilen histamin salgısının, kaşıntı, ciltte döküntüler, hapşırma gibi alerjik şikayetlerin ortaya çıkmasına neden olduğunu belirtti. Alerjik burun akıntısının toplumun yüzde 25'ini etkileyen kronik bir hastalık olduğunu ve polenlerin de bu şikayetlerin artmasına yol açtığını kaydeden Özbek, "Saman nezlesi, yaz nezlesi veya bahar alerjisi gibi değişik adlarla da bilinen polen alerjisi en sık karşımıza çıkan alerji nedenidir. En sık alerjik şikayetler sulu, katı olmayan burun akıntısı, hapşırma, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı ve burun gerisine doğru akıntıdır. Bunların yanı sıra koku almada bozukluk, baş ağrısı, göz altında morluklar ve yorgunluk şikayetleri de sıklıkla bulunmaktadır. Alerjiye bağlı olarak burun tıkanıklığı gelişen kişi, gece rahat nefes alamaz ve sabahları yeterli dinlenememiş olarak kalkar" ifadesini kullandı.

MAYIS-HAZİRAN AYINDA AĞAÇ POLENLERİNE DİKKAT

Özbek, alerjik burun akıntısının enfeksiyona bağlı nezleden farklı olduğunu, alerjik durumlarda ateş ve kas ağrısı değil halsizlik hissedilebildiğini kaydetti.
Alerjik durumlarda burun akıntısının sulu ve renksiz özellik taşıdığını vurgulayan Özbek, şikayetlerin 10 günden daha uzun süre devam ettiğini, çok sık ve arka arkaya hapşırmayla karşılaşıldığını, burun, göz ve damakta kaşıntı görüldüğünü anlatarak, "Beraberinde astım veya gözlerde konjunktivit de gözlenebilir" dedi.
Ağaç polenlerinin daha çok mayıs-haziran ayında, çimen polenlerinin ise temmuz-ağustos ve yabani ot polenlerinin ise eylül-ekim aylarında sorun oluşturduğuna işaret eden Özbek, polen alerjisi olan kişilerin alerjenden kaçınması gerektiğini vurguladı.

Özbek, şunları kaydetti: "Ne kadar az alerjenle karşılaşılırsa şikayetler de o derecede az olacaktır. Polenlerle temas ciddi anlamda azaltılmalıdır. Polen alerjisi olan bir kişide aynı zamanda ev tozu akarlarına karşı da alerji bulunuyorsa sadece polenlere karşı alınacak önlemler, şikayetlerde azalma sağlayacak ancak tam olarak geçirmeyecektir. Bu nedenle alerjisi olduğunu düşünenlerin mutlaka alerji testi yaptırması gerekir. Polen alerjisi olan kişiler, bahar ve erken yaz döneminde ev dışı ve özellikle açık alan gezilerini sınırlandırmalı, kapı ve pencereler kapalı tutularak mümkünse havalandırma sistemleri kullanılmalıdır. Dışarı çıkarken maske ve gözlük takılması faydalı olacaktır. Özellikle rüzgarlı, sıcak, kuru ve güneşli parlak günlerde, sabah saatlerinde havadaki polen miktarı artmakta, yağmurlu günlerde ise azalmaktadır. Eve gelindiğinde giysilerin yatak odasından başka bir yerde değiştirilmesi önemlidir. Duş alınması, vücutta ve özellikle saçlarda biriken polenlerden arınma konusunda yardımcı olur, alerjenle teması azaltır."

ÇEVRE KİRLİLİĞİ ALERJİDE ETKİLİ OLUYOR

Alerjide, tüm ilaçları birden kullanmak yerine, basamak tedavisi denilen ilaçların belirli bir düzene göre kullanılması gerektiğinin altını çizen Özbek, hastanın düzenli takip edilmesinin önemli olduğunu vurguladı.
Özbek, çevre kirliliğinin de bazı alerjenlerde etkili olduğunu ifade ederek, "Özellikle çocuklarda alerjik hastalıkların, astımın ve bronşitin artmasının asıl nedeninin önlenemeyen çevre kirliliği ve doğal olmayan beslenme alışkanlıkları olduğu belirtilmektedir" diye konuştu.

Türk mucizesi dünyayı şaşırttı

yazildi.

Türk mucizesi dünyayı şaşırttı

Türk mucizesi olan yoğurtla ilgili son yapılan uluslararası bir araştırma, yoğurdun yeni bir faydasını daha ortaya çıkardı. İnsülini dengeleyen, protein kaynağı olan yoğurdun göbek yağlarını eritmede de faydası olduğu biliniyordu. Bu son yapılan araştırmada da yoğurdun depresyonu önleyebileceği ortaya çıktı.

Daha önce probiyotiklerin bağırsaklardaki faydalı bakterileri artırdığı biliniyordu ama bu bakterilerin beyni etkilediği bilinmiyordu. Bu çalışmayla günde iki kere yoğurt yiyenlerin, bir ay içinde beyin fonksiyonlarını hem zihinsel aktivite hem de duygusal açıdan iyi yönde değiştirdiği görüldü.

BİRDEN ÇOK FAYDASI VAR

Uzmanlar kefirde de bulunan bu probiyotiklerin, duygusal açıdan yarattığı değişimin önemli olduğunu belirtiyor. İnsan vücudundaki bu faydalı bakteriler, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, sindirimi destekliyor, sağlıklı kilonun korunmasına yardımcı oluyor ve ayrıca kan basıncını da düzenliyor.

DUYGUSAL AÇLIĞI PROBİYOTİK YOĞURT ÇÖZEBİLİR

Bu araştırma ayrıca duygusal açlığı da yatıştırmaya yardımcı olabilecek bir sonucu ortaya koyuyor. Çünkü beyin ve mide arasındaki iletişimde beyin stres anında ya da diğer negatif duygular olduğunda mideye sinyal gönderiyor ve bu da duygusal açlığa neden olabiliyor. Bu çalışmada, probiyotik tüketenlerde sinyallerin tersine döndüğü görüldü.

DENEKLER KENDİLERİNİ ÇOK İYİ HİSSETTİ

Araştırmayı yürüten UCLA Tıp Fakültesi'nde, Dr. Kristen Tillisch, "Bu araştırmayı yürütürken, gönüllülerin araştırma süresince kendilerini ruhsal olarak da çok iyi hissettiklerini, anksiyetenin azaldığını ve mideleriyle ilgili problemlerinin çözülmeye başladığını duyduk. Faydalı mide parazitleri, beyin ve mide arasında gidiş-dönüşlü bir sokak gibi." dedi.
Tillisch, araştırmanın 18 ile 53 yaşları arasında, sağlıklı kiloda olan 36 kadın üzerinde yapıldığını söyledi.